6 Nisan 2015 Pazartesi

Filmlerden en güzel dans sahneleri






Sinema müziksiz olmuyor hele de içinde dans varsa güç katıyor, renk katıyor, eğlence katıyor, tadından yenmiyor..
Baştan sona kocaman bir dans sahnesi olan filmleri ve müzikalleri bir tarafa koyarsak içinden dans çıkan filmlerde şöyle bir gezinelim diyorum, bu liste benim çok sevdiklerim arasından seçtiğimdir, kim bilir şu anda unuttuğum niceleri vardır.. 

Pulp Fiction (John Trovolta, Uma Thurman) 



Dirty Dancing ( Patrick Swayze, Jennifer Grey) 






Gilda (Rita Hayworth) 



Singin' in the Rain Gene Kelly) 




Scent of A Woman  (Al Pacino)  





Shall We Dance (Jennifer Lopez, Richard Gere) 








Zorba The Greek ( Antony Quinn) 




Saturday Night Fever (John Trovolta)




Rock'n'Rolla ( Gerard Butler) 





Silver Lining Playbook ( Bradley Cooper, Jennifer Lawrance) 




Dahası var.. Love Actually filminde Hugh Grant'ın birden çıkıveren dansı, Cruising filminde çılgın Al Pacino dansı, Slumdog Millionaire filminde doyamadığımız Hint dansı, Zorro filmindeki Antonio Banderas'in performansı, Grease filmindeki her sahne, 'What is Love' şarkısında Jim Carrey'in kafa hareketleri,Jim Carrey demişken The Mask'ı da unutmamak gerek, Charlie Chaplin'in Modern Times daki dansı hiç unutulmayacaklar arasındalar ve ne kadar güzeller.. 




9 Mart 2015 Pazartesi

Pazartesi'ne tüküreyim




Pazartesi’nin geleceğini bilmekten Pazar günlerinin zevkine varamaz olduk.
Komple ama.. çalışan, çalışmayan, okula giden, gitmeyen.. İlk defa pazartesi görmüş gibi davranıyoruz, yapmayın gözünüzü seveyim, büyüdünüz artık!

Pazartesi’nin dili olsa da konuşsa herkesin kendinden nefret ettiğini haykıracak nerdeyse.
Bi kere pazartesi bir sendrom değil.. Down mı bu, Asperger mi, Stockholm mü, Kaçış mı, Huzursuz Bacak mı, ne yani? Niye bu kadar dert ediyoruz ki?

Ağrıyan baş, sıkışan kalp, yürümeyen ayak, kalkmayan kol hep pazartesinin suçu.. Üstelik hava kapalıysa iyice boka sarar. Bitmek bilmeyen saatler yaşanır. Trafik pazartesi sabahları normalde olduğunun iki katıdır. Ne kadar ibne patron varsa pazartesi sabahına toplantı koyar. Zihin açık olur diyen matematik öğretmeni sınav yapar. Hep pazartesi sabahı geç kalınır.
Lanet olsun, yine mi pazartesi, derken insan bi düşünmeden edemez, Amerika’nın, İsrail’in bir oyunu mu diye! İsviçreli bilim adamlarının araştırma çabalarının boşa gitmesi de bunu destekler niteliktedir.

Nedir çektiğimiz bu haftanın günlerinden.. Pazartesiye sendrom deriz, Salı sallanır, kararsızdır, Çarşamba çarşafa dolanır, Perşembe perişanlık, ee ne kaldı geriye?

Korkmuyoruz millet..geleceği varsa göreceği de var pazartesilerin..

Sen giy zırhını, kuşan silahını, bekle..

Ne demiş Sait Faik;

Yürü geç git! Lalettayin bir Mart gününün lalettayin bir Pazartesisi! Gideceksen git! 


18 Şubat 2015 Çarşamba

Ne çektik be şu yıldızlardan





Bu gece yeniay adı verilen ay ve güneş kavuşumunun gerçekleşmesi nedeniyle yüksek enerjili bir duruma geçmiş bulunacağız. Kovaları ve balıkları etkileyen bu dönemde Satürn’ün çabayı, Neptün’ün bolluk ve bereketi temsil ettiği varsayarsak bu burçları oldukça hareketli günlerin beklediğini söyleyebiliriz.. bla bla bla

Merak etmeyen, okumayan, bilmeyen kaldı mı?
Burcun ne? Diye sormayan var mı?
Yok!

Aa sen yengeç burcusun, biz hayatta anlaşamayız, diye ilişkiyi başlamadan bitiren mi ararsın, çocuğum terazi burcunda doğsun diye ameliyat gününü ayarlayan mı ararsın, evlilik tarihini Venüs’ün durumuna göre belirleyen mi ararsın!

Bazı kuruluşların, mekanların açılış tarihlerine göre yükselen burcunu bile tasarladıkları şeyler var yahu!

‘Bugün yapacağınız işleri parasal getirilerine göre değerlendireceksiniz, yakın çevrenizle iletişiminiz aktif olacak, arkadaşlarınızla plan yapmak için harika bir haftaya giriyorsunuz, ilişkinize bir soluk getirmek için aktivitelerde bulunabilirsiniz, iş ilişkilerinizde daha açık olun, harcamalarınızı kısın.. Hadi lan oradan!

Balıklar duygusaldır, yengeçler yan yürüyüp yan çizerler, kovalar özgürlüğüne düşkündür, başaklar titizdir, ikizlerin ne bok yediği belli değildir, koçlar liderdir, aslanlar kraldır, akrepler sokar, teraziden dost köy ekmeğinden tost olmaz.. Niye kendimizi bu kalıplara sokuyoruz ki!

Efenim astroloji bir bilim dalıymış. Biz bilim dallarını da siktir ettik..
Okuduk, bilmediğimizi öğrendik, bildiğimizi pekiştirdik, gerisini koyuverdik..

Ulan nolucak anasını satayım, düşsen, yorulsan, dağılsan, yenilsen, yanılsan, yarılsan nolucakk? Sonuçta öyle de mutsuz, böyle de mutsuz.. En azından yapmadım da mutsuzum demezsin!

Venüs sana saçmaladığın yerleri fark etme enerjisi veriyorsa ne ala.. Yoksa sanane Jüpiter ile Satürn’ün tam kare yaparak Başak’a girmesinden.. Merkür gerileyince mutlu mu oluyorsun, para mı kazanıyorsun, dönsünler dursunlar yörüngelerinde, sen kendine bak, vicdanına, ruhuna.. Bırak artık hangi burcun neyi nasıl yaptığına..

Artık mutluluğun resmine bakmayacağız.. o resmi biz yapacağız!

Selamlar olsun Abidin Dino’ya da..


11 Şubat 2015 Çarşamba

İnsanlar sahip olamayacakları şeyleri isterler




Tam bir klişe!

Ve aslında bu insan davranışının faktörüdür. Tamam böyle kabul edelim, bazı gerçeklerden kaçılmıyor.
İlişkiler dediğimizde ise dünya duruyor. Çünkü hayatın anlamı mutlu bir beraberlikten geçiyor. Bazılarımıza göre.. 
Bana göre hiç değil!

Hayatın bir anlamı varsa eğer onu ilişkinin dışında aramak gerek, böylece o insan sizin tüm hayatınız olmaktan çıkar. Mutlu olabilmek için tek kaynağa başvurduysanız onun değerini gözünüzde büyütürsünüz. Yani, ‘o benim için hayatta tek, o giderse yaşayamam, dünya başıma yıkılır, kalbim durur’ gibi söylemler acizliğinizin altına imzanızı atmaktan başka bir şey değildir. ‘Tamam bakalım, neler olacak, belki de nefes alabileceğim bir boşluk oluşacak’ gibi bir düşünce tarzı ise sizi daha çekici kılacaktır.

Kimseye hayatında değerli olan bir kişiye kapıyı göstersin falan demek istemiyorum. Sadece yaşamın diğer alanlarından da zevk almalı diyorum. Çeşnisi bol bir dünyada yaşıyoruz, eğer mutluluğunuzu bir kişinin tekeline bağlarsanız sonunda zırlayan siz olursunuz.

Burada yanlış anlaşılmamak adına belirtmek isterim ki ‘gidin bir başkasıyla olun’ değildir çıkarılacak sonuç. O birisi hayatınızdayken ve siz aslında çok mutluyken kapılarınızı dünyanın üzerine kapatmayın. Sizi mutlu edecek daha o kadar çok şey var ki..
Bu durumda ilişkinizde yaşadığınız ufak bir sorun büyümez, büyüse de siz bunu sklemezsiniz. Çünkü zevk aldığınız hobileriniz, sevdiğiniz arkadaşlarınız vardır. Aileniz size destek olacaktır, dereden sular şırıl şırıl akıyordur, gökyüzünde kuşlar uçuyordur, minik bir kedi size sırnaşıyordur, sokaktan geçen çocuk gülümsüyordur, ellerin boya yapabiliyor, bacakların koşabiliyordur, hala arkandan laf atan olabiliyordur, göz kırpma yetini kaybetmemişsindir.

Ona içeride kendisine ait olduğunuzu fakat kapının kapalı olmadığını, her an dışarı çıkabileceğinizi hissettirirseniz eğer ne ala!

Fakat biri sizin varlığınızdan ve o varlığın hep orada duracağından eminse kaybedişinize kadeh kaldırabilirsiniz.

Kolunuz ağrıyor ve doktora gidiyorsunuz. Doktor diyor ki, eğer kolunuzla ilgili dediklerimizi yapmazsanız kolunuzu kesmek zorunda kalabiliriz. Kolunuzu kaybedeceğinizi anladığınız zaman onun kıymetini de anlıyorsunuz. O hesap işte!

Bu şüpheyi onun kafasına yerleştirin ve hadi bir sigara yakın.. Hak ettiniz..

Sonra da bana yazın, sigaranın tadı nasıl, ne gibi, nasıl tarif edilir?


Sigara içmeyenlere not: birkaç satır üstteki tavsiye sigara içenler içindir, sakın siz alınmayın üzerinize..


27 Ocak 2015 Salı

İlahi hayat, sen adamı acı acı güldürürsün





Yalan yok. Bıktım!
Sevgi neydi, emekti..Okumak neydi? İyi bir hayatın vizesi dediler, okuduk, ne oldu? 
Ütüsü, bulaşığı, temizliği ayrı ayrı canımdan bezdirdi.

Yine de beddua edemem bu hayata, Allah ne mutluluğu varsa versin tüm insanların, Özdemir Asaf deyimiyle..
Haktan hukuktan yana bir beklentisi olmayan herkese de selam olsun. Sigortadan kaç gün geçmiş, emekliliğe kaç gün kalmış derdinde bir hayat sürüyoruz cümleten. 

Akşam olup da tüm günün yorgunluğundan kalan şeye 'enerji' deyip avunuyoruz. Adil davranmayan hayatı kime şikayet edeceğimizi bilmiyoruz. Beyaz bir kağıda dilekçe yazıp, arz ederim diye bitirip evrak servisinden bir kayıt numarasıyla bürokratik işlemleri bekleyecek halimiz yok..Ya da var.. Bilmem ben! 

İyisi mi mektup yazalım: 
Sevgili İlgili; 
Bu hayat beni tutuyor, afakanlar basıyor, haksızlığa uğradığımı düşünüyorum, adaletsizlikten nefes alamıyorum. Ancak kime gideceğimi bilmiyorum. Başvurduğum mercilerde prosedürlere takılan çok şey oluyor. Bi el at be gözünü sevdiğim..
Diyebiliriz ama alıcı adresini bilmiyorsak boşa kürek sallamış oluruz. 
Sözlerin uçuculuğuna yazıların kalıcılığa o kadar inandırmışız ki kendimizi, insan umutlanıyor işte..
Dağ gibi ütüye inat iki satır karalıyorsak şurda umudumuzu kaybetmediğimizdendir. 

Velhasıl kelam, bir yolculuk öncesi şeyettireyim dedim buraya. 
Böyle ne olduğu belli olmayan mevsimleri de sevmiyorum, ne dolasam boynuma, ne giysem üzerime de rüzgar üşütmese diye zaman çürütüyorum. Tıpkı ne olduğu belli olmayan insanlar gibi..Nasıl davransam, ne desem, nasıl yaklaşsam, nasıl baksam da ciğerlerim ısınsa..


18 Aralık 2014 Perşembe

Renkli kalemlerim var benim, farklı farklı ama yazamadıkları hep aynı





İyi günler sevgili izleyiciler, evet bir bloga daha -zihnimdeki derinlikten yola çıkarak aktardığım hislerime tercüman olmaktan öte bla bla bla-  diye başlamadım çok şükür. Ondan kelli bir derin nefes alıp size de aynısını yapmanızı öneriyorum. 

'Herhangi bir şeyi kırmadan tamir edemezsiniz' diyor adı Wilbur olup da soyadını şu anda hatırlamadığım yaşlı bir amca. 
Tamir edilince asla ilk andaki gibi olmaz ama bunu deneyimlemek için de kırılması gerekiyor diyorum ben de..
(Bunu araya renk olsun diye serpiştirdim) 

Dünyada felaketler hüküm sürerken biz nelerle uğraşıyoruz değil mi? Eğer aklımızın bir yanını buna kapatmasaydık şimdiyi HAYAL gibi yaşıyor olmazdık. Hayal kelimesi burada aşırıya kaçmış olabilir. İçimizdeki vicdan azabını varsayarsak eğer.. 
Bazen o hayal ya da ilham bırakıverir bizi ihtiyacımız olan cümlelerin ortasına. Bu da gereklidir aslında..
Pencereyi açmazsak nasıl girecek bu yan yana dizeler, pür-i neşeler, gizli büyülü kelimelerin arasındaki sırlar, kör düğümler, tatlı esintiler..
Ve nasıl çıkacak kuruntular, paranoyalar, kötü kokular..
Her yaşanmayan şey biraz daha yitik, her yazılmayanın hiç olduğu gibi.. Her şeyi de yazmak gerekmiyor, dönüş yolu uzun olur çünkü. 
İnsan bazen kendi kendine konuşmalı, hatta insan kendi kendine konuşurken kendini dinlemeyip kendine dair başka şeyler düşünebilmeli ki ne kadar komplike bir yaratık olduğunun farkına varsın. 
Evet, dünyayı da ne kadar karmaşık hale getirdiğimizi anlasın! 


10 Aralık 2014 Çarşamba

Seriye bağlayan filmler

Bazen seri üretim yapmak şart olur. Devamını getirme arzusunun abartılı şekilde ortaya çıktığı da olur..
Emsalleri vardır ve sevilmiştir, öyleyse bu çarkın dönmesi gerekir.
Kitabı, albümü geçtim en güzel örnekleri de sinemadadır. 
Öyleyse başlayalım, oldukça karışık bir sırada ilk aklıma gelenleri aktarıcam.

Baba tabiki..


Otoriteye bak be!

Batman;


Bruce Wayne adı unutulur mu dersiniz? 

Süper kahramanlarla devam edelim o halde..

Süperman;


Peki ya Clark Kent? 

Örümcek Adam;


Örümcek olsa korkarız, bunu pek sevdik:)

Yüzüklerin Efendisi;


Fantastik


Yıldız Savaşları; 

 
Işın kılıcı, görsel efektleri, müziği, daha ne denebilir ki..


James Bond; 


I m Bond, James Bond:)



Geleceğe Dönüş; 


En sevdiğim ikili:) 

Rocky;


Efsane:)


Matrix;


Ezberbozdu


Hayalet Avcıları;


Çok eğlendik onlarla


Testere;


I wanna play a game diyerek kanımızı dondurdu..

Karayip Korsanları;


Korsanın da bir karizması olacağını gösterdi  Kaptan Jack Sparrow:)

Terminatör ile Hastalavista baby dedik, Uzay Yolu ile ışınlandık, Kuzuların Sessizliği ile Hannibal'ın zekasının derinliklerine indik, Rambo ile bir insanın nasıl koca bir ordu gibi davrandığını izledik, Zor Ölüm'le aksiyonun dibine vurduk, Polis Akademisi serisi ile polislerin komik anlarına ortak olduk, güldük, eğlendik.
İyi ki de seriye bağlamışlar..