6 Şubat 2017 Pazartesi

Yukarıdan bir ışık beklemenin dayanılmaz ağırlığı


light tumblr ile ilgili görsel sonucu


Her şey çok hızlı değişiyor. Hem de akıl almaz bir şekilde, içimizde değişmeyen şeyler de var. Yine ikilem! 
Trafikteki kural gibi, ileriye gitmek zorundasın ama arkanı da kontrol etmelisin, sağa sola yalpalamak düzeni bozar, kararsız kalmak hata nedeni, bir yol seçmelisin. 
Sen, aslında farkındalığından ibaretsin. Özün bu. Seni kalıplara koymaya çalışıyorlar, bir şeylere benzetiyorlar. Biliyorsun, bu yüzden kanıyorsun acı içinde oturduğun kalıptan çıkarken. Ayağa kalkıp da silkelendiğin zaman kendinle yüzleşiyorsun, sorumluluk alma zamanı geliyor. Suçlu aramayı bırakıyorsun, kaçmıyorsun, gereken neyse onu yapıyorsun. 
Hayatındaki insanlar değişti, krediyle aldığın ilk araban değişti, ilk aşkın başkasıyla evlendi, bir bebek dünyaya getirdin, kocaman oldu, evinin eşyaları değişti, belki de evin değişti, başka mahallede veya başka şehirdesin. Ellerin değişti, saçının şekli..peki ya hislerin? 
Belki de korkmuyorsun artık küçük böceklerden, yalanlardan, ihanetlerden.. Ya da sevmiyorsun klasik müziği, bir zamanlar yana yakıla okuduğun kitaplar, gözyaşlarıyla izlediğin filmler etkilemiyor artık seni, eskisi kadar gitmiyorsun parklara, değiştin sen de! 
Değişmeyen ne peki? 
İnatçılığın, burnunun dikine gitmelerin, asiliğin, yufka yürekliliğin.. ne? 
Sıkıcısın!
Bu yüzden buradasın, hadi git yüzünü yıka şimdi. 


11 Ocak 2017 Çarşamba

Ay, fenalık bastı!

be different ile ilgili görsel sonucu


Yine bir fırsat daha mı kaçtı elinizden. Unutun! Yakalayıp da fark edemeyenler var, şanslısınız yine de!
Göremediğiniz şeyler mi var? Boş verin! Bakıp da göremeyenler var, bir şükredin halinize! 
İstediğiniz bir şeyi yapamadınız mı? İplemeyin! Yapmayı istemeyenler var, oturup soğuk su için! 
Kar mı yağdı, yollar mı kapandı, içiniz mi üşüdü, sevgiliniz mi terk etti, yemek mi yandı, maaş mı yatmadı, beklediğiniz kargo mu gelmedi, makyajınız mı bozuldu, saçınız mı dağıldı, kıyafetiniz mi kırıştı, işe geç mi kaldınız? Küfredin! Şu mı-na-ko-du-ğu-mun dünyasında bir şey de düzgün olmaz mı diye küfredin, yapabiliyorken yapın!Dilindeki küfrü boğazına itenler var. 
Öyle hanım hanımcık, efendi uslu, tedbirli, dikkatli insanların hikayelerini kimse merak etmez. 'Benin için fark etmez, sen seç' tarzı yaklaşımları olmuştur, gelenekleri harfiyen yerine getirirler, kuralları bozmazlar, her rengi severler, her şekli onaylarlar, her yemeği yerler, her filmi izlerler, her kitabı okurlar, herkesle arkadaş olurlar, herkes tarafından sevilirler, herkesi severler, küçük şeylerden mutlu olurlar, her şarkıyı dinlerler, her ortama uyum sağlarlar. Bu kadardır onların hikayeleri ve ilginç bulunmaz. Gerçi çoğunluk böyle yaşamak ister ama ağlarken ne kadar çirkin göründüğünü önemsemeyenlere ilgi duyarlar. Hiç sorgulamadan, kızmadan, bıkmadan iş yapanları önemsemezler. Doğru yerlerde itinayla gülenlerden, bacak bacak üstüne atanlardan, ellerini şekilden şekile sokarak konuşanlardan öte direnenleri merak ederler. Çünkü tarih direnenleri yazar. 
Ve tarih, senin benim gibi insanları karanlığına gömer. 
O yüzden hala gücün varken, sesin çıkıyorken, ayakların basıyorken yap bir şeyler, yap işte! 



3 Ocak 2017 Salı

Yolun Sonu

foggy road ile ilgili görsel sonucu


Her acıda yeni biri oluyorsun, her kırıldığında, her mücadelede, her yenilgide..
İçinde büyüyor kimlikler, doluyor, taşıyor bir müddet sonra, isyanın oluyor, savaşıyorsun her biriyle. Yorgun düşüyorsun, durup dinlenmen gerekiyor ama acılar durmuyor, hayat durmuyor, zaman geçiyor, kavga dövüş, canhıraş bir şekilde devam ediyor. İçin soğumuyor, öfken büyüyor. 
Havanın soğuğundan, akan nehrin şırıltısından, kalp çarpıntısından söz etmeyeli çok zaman oldu. En son kim bilir hangi ayın çarşambasıydı. Geçelim bunları, hiç sırası değil gerçekten de..

Bir umutla çıktığımız yolculukta bölündük, pare pare olduk. Güzel şeyler düşünelim, yazalım, paylaşalım istedik, her şeye rağmen kalemimize küsmedik. Böyle olunca çoğalırız, bir arada oluruz dedik, yanıldık.
Korktuk, çok korktuk. Vurulduk, kanadık! 
Kahrolduk.
İnsan, daha ne kadarına dayanabilir diye diye bu günlere geldik. 
Biz çok güzeldik aslında, yürek yüreğe, omuz omuza. Birimizin canı yanınca diğerimizin de yanıyordu. Bir masum hayat daha yok edilince, el ele tutuşuyorduk. Ne vahim zamanları atlattık, ne savaşlardan geçtik de yıkılmadık, çok sevdik bu toprakları, kaderimizin bağlı olduğu bu insanları..

Yolun sonuna gelmişiz gibi boğazımıza yerleşen o his var ya şimdi, hadi çıkar bakalım çıkarabilirsen! 







13 Kasım 2016 Pazar

Bir çikolataya bu kadar anlam yüklenir mi?




Bundan 4000 yıl önce Honduraslı yerliler kakao çekirdeklerinden bir içecek ürettiler, bu hayatımızda çok önemli bir yeri olan ve mutluluğun tadı olarak bilinen çikolatanın keşfiydi aslında. Kakao yağının da bulunmasıyla beraber katı çikolata yapımının yolu açılmış oldu ve Henri Nestle süt tozu elde edilmesini sağlayan bir metod geliştirerek çikolatanın tadında bir devrim yaşanmasını  bla bla bla.. Yok Nestle'nin reklamını yapmıyorum sakin olun..
Eğer bu yazıyı okumaya başlayıp da bir çikolata atmadıysan ağzına, bizden değilsin. Zira ben bir paketi bitirmek üzereyim şu anda. 
Bakın neler demişler: 
İhtiyacım olan tek şey aşk evet, ama ben küçük bir parça çikolatayı tercih ederim dostlarım, çünkü acıtmaz.-Charles Bukowski 

Annem her zaman hayatın bir kutu çikolata gibi olduğunu söylerdi. İçinde ne olduğunu asla bilemezsin. -Forrest Gump filminden

Problemim şu ki ben bağımlı bir insanım. Yalnızca bir kahve içemem ya da yalnıza bir parça çikolata yiyemem.- Guy Pearce

Mutsuz kadın yoktur. Az çikolata yiyen kadın vardır. -Anonim 

Bir arkadaştan daha güzel bir şey yoktur, çikolatası olan bir arkadaş değilse.- Linda Grayson


6 Kasım 2016 Pazar

Oturup yıldızlara bakalım dünyadaki seyrimize


writing tumblr ile ilgili görsel sonucu


Otur! Arkana bir yastık al sevgili okur.
Şunun şurasında kaç kişiyiz ki zaten, hadi çekinme ayaklarını da uzat.
Yazmanın yalnızlık gibi bir şey olduğunu söylediler değil mi? Issız, gariban yazarların  hayalleri, beklentileri, ümitleri doğrultusunda karalanan sayfalarda kendini bulabileceğini de söylemişlerdir. Hiç tanımadığın insanların sesini duyabileceğini, bir bebeğin ağlamasını, bir kuşun özgürlüğe kanat çırpışını, senden çok uzakta, apayrı bir zamanda yaşanan hikayenin hüznünü hissedeceğini de anlattılar. 
Bizim uyuşturucumuz da bu: yazmak ve okumak..
Her şeye inat iki satır karalıyoruz şurada, her şeye inat okumaya devam ediyorsun. Etrafına bakıyorsun cehalet sarmış bacayı, ekrana bakıyorsun, okumadığı kitap hakkında ahkam kesenleri mi ararsın, çivisi çıkmış ülkenin haberlerine mi göz atarsın bilemem artık.. 
Sosyal medya zaten çöplük, dostluk bitmiş, aile kavramı kalmamış, aşk desen can çekişiyor, ee ne kaldı geriye? 
Sanırım insana, insanlığa dair bir şey kalmadı. 
Canhıraş bir şekilde debeleniyoruz biz de.. Öyle destansı hikayeler anlatmak değil derdimiz. Kırılması mümkün olan hayalleri baştan kurmuyoruz. Kaç gecedir uyumadıysak, kaç zamandır yaraladıysak yüreğimizi üç-beş kelimeyle anlatmaya çalışıyoruz. Bu yüzdendir ne zaman incinsek yazmaya yeltenişimiz. 
Bugün pazarmış, yorulmuşsun, eğlenmişsin, ağlamışsın, ertesi günü düşünerek kendini sendroma sürüklemişsin ne farkeder? 
Sen şimdi buradasın ya, bu yazı da şükranla sana..



30 Ekim 2016 Pazar

Bir çift sözüm var

tumblr foggy ile ilgili görsel sonucu


Bazen bazı blogları okumaya yelteniyorum ya da twitterda timeline ı, facebookda sayfaları.. Özellikle genç kesim işin mizahını yapmayı seviyor, bir başka kesim ise sürekli aşktan dem vuruyor. Nasıl yaşadığından veya hissettiğinden değil, nasıl ayrıldığından! Sanki yazmak paylaşmak için aşık oluyor ve tüm enerjisini ayrılık sonrası acı çekmeye ayırıyor. Her şeyin rengi değişti. Artık 140 karaktere sığdırmaya çalışıyoruz, hayatlarımızı, hikayelerimizi, kurgularımızı, kendimizi!
Ve biri, hepinizin diye başlayıp a ve k ile devam eden bir küfür yazıyor oraya, yüzlerce beğeni alıyor, işte o an anlamını yitiriyor her şey. 
Ne kadar çok canı sıkılan insan var, canı sıkılanlar sıkıcı insanlardır diyordu izlediğim bir film repliğinde. Bana da öyle geliyor, ne bir değeri ne bir hissiyatı var, hayatın karşısına çıkardığı ne varsa pek bir sıkıcı geliyor, bilmiyor ki asıl sıkıcı olan kendisi, kabul etmek istemiyor. Kendi etrafında dönüp duruyor, kendisiyle bile geçinemiyor. Bir şey yok ki onun için yapılan, sabahları uyandığında yalnız, parmaklarını dertlerine geçirmiş, bir uçurtmanın peşinden gidememiş, herhangi bir şeyi yapmaya cesaret edememiş, yazmaya tereddüt etmiş, öyle işte..öyle..

Kimse tanıyamıyor kimseyi. Kendini bile tanıdığından emin değilsin ki! Hayatın sana sunduklarını seçme şansın oldu, okulunu, doktorunu, bulaşık makineni, kalemini, kıyafetini.. Arkadaşlarını seçtin, zordu bazı seçimler yapmak ama en kötüsüydü seçim yapamamak.
Aynı olayın doğru yolunu bulmak için sürekli geçmişe döndün, doğru yolu yoktu bunun, paniğe kapıldın. Yerinde saydın, sıkıldın. İleriyi göremedin.  Hayatın monotonluğunda başka hayatları merak ettin, sınırları aştın. Bir şarkının sözlerinde kaldın, defalarca dinledin, dünyanın en güzel şarkısını bulduğunu düşündün. Sonra ondan da sıkıldın!
Sanırım bu da bir insanlık hali ama insanlığın  kötü hali ve sanırım iyi hal diye bir şey kalmadı. 
Geçmişler olsun.



5 Ekim 2016 Çarşamba

Ekim falan da gider bu gidişle /Turgut Uyar

Yazmak kimimize iyi gelecek ama kimseyi kurtarmayacak ne yazık ki! Bir şeylerin anlamının olduğu zamanlara dönmek istiyor herkes. Böyle bir yer olduğunun umudunu yitirdik çünkü. Giden gitti zaten, kalanlar kabullendi. 
Her şeyi!

Bir kez yenilmiyor ki insan. Her darbe iz bırakıyor, yalpalanarak devam ediyorsun. Yorgunum sanıyorsun halbuki mutsuzsun. İnsan kolay kolay yorulmuyor zira.

Şimdi uyusak mesela, uyansak ve ilkbahar gelse, ayı derler. Kış uykusu onların ihtiyacı. Biz soğukta da yaşamalıyız ki sıcağın tadını çıkarabilelim. Bu tarz ikilemler yön veriyor hayatımıza. Herkesin içindeki önlenemez gitme isteği ile vazgeçmeme inadı bir kavga içinde. Birbirlerinin ağzını burnunu kırıyorlar. Yıkılıyor içindeki binalar, patlıyor bombalar, sarsıyor seni, ölüm gibi bir şey oluyor ama ölmüyorsun işte.

Çay var çünkü, sıcak geliyor masana, istersen şeker atabiliyorsun içine ya da yanında bir parça bisküviyi kemirebiliyorsun. Güneş var çünkü, o da sıcak, ısıtıyor iliğini, kemiğini, yazın şikayet ediyorsun, serin yerlere kaçıyorsun ama asla yok olsun istemiyorsun. Arkadaş var çünkü, iki lafın belini kırıyorsun. Anne var, evlat var, sıcacık. Bir kedin var belki de, kucağında yatırdığın. Hayat var çünkü ve sen hayatın içindesin, her ne kadar çığlıklar atarak gelsen de, sen bunu yaşamak zorundasın.
Yani, eylül de gider, ekim de gider, gitmezse hapı yuttun demektir. Seneye yine gelir merak etme, gidenin arkasından üzülmemeyi kafana vura vura öğretir bu hayat sana.


Hadi sağlıcakla kal sevgili okur. Yazının bu bölümüne kadar okumayı bırakmadıysan çok da sağlıklı olmamalısın çünkü ;) 

Fotoğraf: Emine Ebru