18 Kasım 2013 Pazartesi
Şifa mı istiyoruz, haydi gerçeğe ulaşalım..
Gerçeklik bizi iyileştirebilir aslında, kurtarmaz belki ama cesaretlendirir.Cesaret de insana iyi gelir.
Şu anda yaşadığın şey, gerçekten öte nedir?
Kim bilebilir senin ne hissettiğini senden başka? Bunu farklı şekilde sunmak niye?
Bildiğin, öngördüğün şeyleri olmayacakmış gibi kabul etmek niye?
Yarın daha mı az cinayet işlenecek, bütün çocuklar tok mu uyuyacak, kadına şiddet ve tecavüz olmayacak mı, trafik kazası, işçi ölümleri yaşanmayacak mı, istismarlar, aldatmalar gerçekleşmeyecek mi?
Neden olmasın ki.. Olmasın temennimiz ama insanoğlu robot değil ki..
Bu kadar acı gerçek varken etrafta güzellikleri ve iyilikleri isteyecek kadar da umutluyuz.
Biz bunları isterken kötü olaylar olmaya devam edecek, işte bu hakikat!
Belki de ne olduğu bilinmeyen şeylere dair yanılsama.. Henüz deneyimleyemediğin ancak kendi başına geldiği sürece algılayabileceğin olgu.. Akıl yürütmekle bir yere kadar gidebileceğin, hayallerinle hatıraların arasında kalan ve genelde içimizde bir yerlerde sakladığımız şey..
Bulunduğun durum hakikat.. sen biliyorsun.. Ön yargılarını aşamayacak kadar gizlenmiş..
Şimdi bir yolculuğa çıkalım;
Kendi içimizde bir yere..
Kendimize bu işkenceyi reva görelim, bir seferlik bile olsa..Nasılsa acıya, şiddete alışkınız, bu gerçeği değiştirecek gücümüz, cesaretimiz olmadığına göre gidelim.
Gidelim de görelim ne kadar fazla duygularımızın esiri olduğumuzu..
Duygularımızı tanıyamadığımızı, nasıl ne zaman ortaya çıkacağını bilmediğimizi, karanlığa esir ettiğimiz özlemlerimizin yürek çarpıntısı olarak geri geldiğini, haz ve tutkularımızın baş ağrısına sebep olduğunu görelim.
Bir başkası için kendimizden vazgeçtiğimizi, öfkelerimizi kontrol edemediğimizi, kendimizden güçsüz insanları ezdiğimizi, çok bildikçe kibirlendiğimizi, iktidar bizi sarıp sarmalarken ne kadar değiştiğimizi görmekten aciz olduğumuzu anlayayalım ve bunları kabullenecek kadar sahici olmadığımızı görelim.
Kendimiz olduğumuz anları unuttuğumuzu, kendimizi bir bok sandığımız anları ise sürekli hatırladığımızı yerleştirelim beynimize..
Acı değil mi?
Ama hakikat!
8 Kasım 2013 Cuma
Serseri Aşıklar
Hiç kolay değildi… Senin için herhangi biri olmak.
Michel: Ne var?
Patricia: Bana bakmaktan vazgeçinceye kadar sana bakacağım.
Pichel: Ben de.
Muhbirler ihbar eder, hırsızlar çalar, katiller öldürür, aşıklar sevişir.
Uyumak üzücüdür, insanları birbirinden ayırır. Beraber uyusanız bile uyurken tamamen yalnızsınızdır.
Patricia: Mutsuz olduğum için mi özgür değilim, yoksa özgür olmadığım için mi mutsuzum?
Michel: Mutsuzluk ile hiçlik arasında bir tercih yapacak olsam, hiçliği tercih ederim. Daha iyi değil, ama mutsuzluk taviz vermektir bir çeşit.
Patricia: Michel..
Michel: Ne?
P: Bana güzel bir şey söyle.
M: Ne?
P: Bilmiyorum.
M: O zaman ben de bilmiyorum.
31 Ekim 2013 Perşembe
Kimse size değiş demesin.. Gidin kendiniz değişin
Değişiyoruz vesselam..
Kimyamız bozuluyor fiziğimize müdahale ettikçe..
Bir kadeh rakı mesela başını döndürüyor, ikincisi çeneni düşürüyor, üçüncüsü anlamsız bir kahkaha yerleştiriyor suratına, dördüncüsü sersemletiyor, beşincisi kusturuyor.. dibini göreyim dersen canavarlaştığını da görüyorsun..İçindeki depremi ortaya çıkardığını.. Dağları ben yarattım, var mı yan bakan havalarına giriyorsun.
Mizacımız bozuluyor etraftaki karaktersizleri gördükçe..
Herkesin ruhunda aynı ihtilal, aynı ihtiyaç, bu yüzden sohbet avına gidiyor pek çoğu..
Ve içindeki aşk adamı-kadınını çıkarıyor ılık bahar akşamları, sevgiliyi akla getiriyor, romantik anları, güzel filmleri, hazin sonları..
Herkes aşık, herkes şair..Fırtınalı rüzgarlar esiyor yüreğinin kıyılarından bedenine doğru yayılan..
İçindeki nefreti kusuyor kavgalar, bir şey bahane oluyor ve sen kendini tanıyamaz hale geliyorsun.
Bir haykırış uyandırıyor yaşadığın ülke, umutsuzluk ateşi yakıyor, omuzların çöküyor, o kadar çok yükün var ki..
Sonra içindeki Atatürk sevgisi nüksediyor, evvel zaman içindeki zorluklar aklına geliyor, her ne olursa olsun vazgeçmeyişler, kurtuluşlar..
Sen de düze çıkacaksın diye sesleniyor hayaller, bir ümit kaplıyor her bir tarafını, çok bilmişleşiyorsun, kahramanlığını ilan ediyorsun.
Değişiyoruz evet..
Bach dinlerken bile..
26 Ekim 2013 Cumartesi
Masallarla büyüdük-part two-
Kuzey'in kulaklarını çınlatan ses..
Artık duramazmış yerinde, hızla sesin geldiği yöne doğru koşmaya başlamış. O koştukça ses uzaklaşıp, derinleşmiş. Kafasında deli sorularla koşmaya devam etmiş. Ve aynı yere gelmiş, yani kuzulara masal anlattığı yere..
Kulağında yankılanan ses yine yükselmiş. Tekrar koşmaya başlamış. Dünya çılgınca dönüyor gibiymiş, koştukça dönüyormuş. Sanki birisi onunla dalga geçiyormuş. Koştukça sesi duyamıyor, durunca ses yükselip kulaklarını deliyormuş.
Bütün gece dolanıp durmuş, sonunda kendini yatağında bulmuş.
Yoksa rüya mıymış?
Bu arada küçük kız ormanın derinliklerinde bir ağaç kovuğunun içinde uyuyakalmış. Uyandığında ağaçların yaprakları arasından sızan güneş ışığı gözünü kamaştırmış. Yanına yaklaşan bir örümcek görmüş, çığlık atarak uzaklaşmış oradan.
Bu çığlığı duyan Kuzey, hemen yatağından kalkıp ormana doğru koşmaya başlamış ama yine aynı şeyler oluyormuş. Etrafında dönüp duruyor, aynı yere geliyormuş.
Kuzey debeleniyor, Naz çok korkuyormuş.. İkisi de ne yapacağını bilmiyormuş.
Biri ormanda tek başına, diğeri ona yardım etmek uğruna deli divane..Ve birbirlerinden habersiz..
Hiç gidilmeyecek bir yerin, hiç yaşanmayacak bir diyarın bahçelerinde açan çiçekler gibi uzak, hiç birikmeyecek anılar kadar, hiç düşmeyecek gözyaşı, atılmayacak kahkaha, tadılmayacak mutluluklar gibiymiş onların çırpınışı..
Ve ben bir masal uydurdum kaçıp saklanmaları için..Benim masalımın çocuk kahramanları..
Masal olan gerçek olamaz çünkü..
Ama gerçekler masal gibi olabilir..
Kim bilir, belki..
23 Ekim 2013 Çarşamba
Masallarla büyüdük
Kocaman yazmışız oraya Masal Evi diye, bloğa bu adı vermişiz..
Ee hani nerede masallar? Bir varmışla başlayıp yokluğa giden..
Eksik kalmışız, tamamlamak gereğiyle çıkmışız yolculuğa.. Maceraya sizi de davet etmişiz..
-Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği tura dahil olup içecekler ekstradır.-

Zamanın birinde doğan bir erkek çocuğu ile ondan birkaç ay sonra doğan kız çocuğunun macerasıymış bu.. Yani annenizin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, develer tellal iken dönemlerine denk geliyor.
Oğlanın gözleri üzüm, yanakları elma, dudakları kirazmış.. Adı Kuzey, haşin esen bir rüzgarmış..
Kızın saçları ipek, teni pamukmuş.. Adı Naz, çıtkırıldım, narin mi narinmiş..
Oğlan uzaya, bilime, kitaplara meraklı, kız prenseslere, geçmiş zamanlara, masallara meraklıymış.
Etrafı beyaz çitlerle çevrili büyük bir çiftlikte yaşarmış Kuzey, içinde kuzular, atlar, inekler, ördek ve tavukların olduğu..
Naz ise kahverengi pervazlı penceresinden dışarı bakar dururmuş, ormanın sonundaki yıkık dökük evlerinden.. Kimse geçmezmiş gerçi.. Bir kaç sincap, ayı ve geyik dışında..
Annesi dışarı çıkmasına izin vermiyormuş, sadece evin ufacık bahçesinde top oynuyormuş.
Bir gün yine oynarken topu dışarıya kaçmış, arkasından koşmuş Naz, top durmuyor yuvarlanıp uzaklaşıyormuş, tabi küçük kız da..
Bir anda kendini ormanın içinde bulmuş, etrafında tanıdık hiçbir şey yokmuş, koca koca ağaçlar üzerine geliyor, uğultulardan korkuyormuş.
Topu yakalamış yakalamasına da evin yolunu bulamamış, ormanın derinliklerine doğru ilerliyormuş. Hava kararmış ve küçük kız kaybolmuş.
Bu arada Kuzey tavuklara yem veriyor akabinde ata biniyor, attan inip kuzulara masal anlatıyormuş.
Kuzey bu, bir deli oğlan.. Babası da öyleydi!
Gaipten sesler duyuyormuş, bir kız sesi, yardım isteyen ve sesi ruhuna işleyen. Anlam veremiyor anlatmaya devam ediyormuş. Kuzular masalın etkisiyle birer birer uyumaya başlamış ve ses daha belirgin olmuş..
Nereden geliyormuş bu ses??
To be continued:)
Ee hani nerede masallar? Bir varmışla başlayıp yokluğa giden..
Eksik kalmışız, tamamlamak gereğiyle çıkmışız yolculuğa.. Maceraya sizi de davet etmişiz..
-Sabah kahvaltısı ve akşam yemeği tura dahil olup içecekler ekstradır.-

Zamanın birinde doğan bir erkek çocuğu ile ondan birkaç ay sonra doğan kız çocuğunun macerasıymış bu.. Yani annenizin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, develer tellal iken dönemlerine denk geliyor.
Oğlanın gözleri üzüm, yanakları elma, dudakları kirazmış.. Adı Kuzey, haşin esen bir rüzgarmış..
Kızın saçları ipek, teni pamukmuş.. Adı Naz, çıtkırıldım, narin mi narinmiş..
Oğlan uzaya, bilime, kitaplara meraklı, kız prenseslere, geçmiş zamanlara, masallara meraklıymış.
Etrafı beyaz çitlerle çevrili büyük bir çiftlikte yaşarmış Kuzey, içinde kuzular, atlar, inekler, ördek ve tavukların olduğu..
Naz ise kahverengi pervazlı penceresinden dışarı bakar dururmuş, ormanın sonundaki yıkık dökük evlerinden.. Kimse geçmezmiş gerçi.. Bir kaç sincap, ayı ve geyik dışında..
Annesi dışarı çıkmasına izin vermiyormuş, sadece evin ufacık bahçesinde top oynuyormuş.
Bir gün yine oynarken topu dışarıya kaçmış, arkasından koşmuş Naz, top durmuyor yuvarlanıp uzaklaşıyormuş, tabi küçük kız da..
Bir anda kendini ormanın içinde bulmuş, etrafında tanıdık hiçbir şey yokmuş, koca koca ağaçlar üzerine geliyor, uğultulardan korkuyormuş.
Topu yakalamış yakalamasına da evin yolunu bulamamış, ormanın derinliklerine doğru ilerliyormuş. Hava kararmış ve küçük kız kaybolmuş.
Bu arada Kuzey tavuklara yem veriyor akabinde ata biniyor, attan inip kuzulara masal anlatıyormuş.
Kuzey bu, bir deli oğlan.. Babası da öyleydi!
Gaipten sesler duyuyormuş, bir kız sesi, yardım isteyen ve sesi ruhuna işleyen. Anlam veremiyor anlatmaya devam ediyormuş. Kuzular masalın etkisiyle birer birer uyumaya başlamış ve ses daha belirgin olmuş..
Nereden geliyormuş bu ses??
To be continued:)
Seyahat etmek insanın ufkunu açar
The Road to Hell
Mesela hayvanlar pratikten öğrenirken biz insanoğlunun yani düşünen hayvanların teoriye ihtiyaçları vardır.
Ama yetmez..
Ne yapmak lazım?
Gezmek..
Bir başka yerde bulunup değişik insanlarla tanışmak, dilini, dinini bilmediğin esprisini anlamadığın ülkelerde yemek yemek, başka marketlerden alışveriş yapmak, başka barlarda içki içip eğlenmek ve aslında tüm bunların çok da matah olmadığını anlamak.. İşte size ufuk açılması..
Yolculuklar insanı cesaretlendirir.. Özgürlük gibi bir şey..
Bir rahatlık gelir üzerinize, artık dünyanın neresine gitseniz yaşamını idame ettirebilecek güce sahipsinizdir, öyle boş vermişlik hissi gibi işte..
Vurdumduymaz, umursamaz, bi cool haller, dışarıda hayat vardır ve devam edecektir, sen bu hayatın içindesindir, nereye gitsen değişmeyecektir, yolcudur abbas bağlasan durmaz, sen hancı ben yolcu hesabı devinir durur.
Okuduğun kitaptaki tanımlamalara benzemez, kendi gördüklerin hayal gücünden farklıdır. Görmen gerekeni değil istediğini görürsün, solursun, yaşarsın..
Ama kalamazsın..
İçin kalır sen gidersin..
Çünkü kalırsan yaşadığın yerden farksız olur.
Bir başka şehre, diyara, ülkeye doğru kucak açarsın..
Şarkıda da söylediği gibi, doğru yoldan sapmadan cehenneme giden yolda..
21 Ekim 2013 Pazartesi
Fotoğrafta klişeler
(en klişesi:))
1. Yağmurlu havalarda su taneciklerine odaklanan pozlar
2. Ara sokaklardan Galata kulesini görünümü
3. Güneşi avucunun içine almış gibi çekilen fotoğraflar.. hatta elini kalp şeklinde yaparak artistik olmaya çalışılır..
4. Vapurların arkasında uçan martı görüntüleri
5. Kuruyup dökülmüş bir yaprağın yerde veya bir bankın üzerindeki görüntüsü
6. Salya sümüklü, soğuktan üşümüş, ayakları çıplak sokak çocuğu fotoğrafları
7. Yaşlı kadın eli, suratı kırışmış dedeler, nineler..
8. Kumsala yanaşmış eski bir sandal görüntüsü
9. Renkli pencere kenarları, eski kapı ve kilitler..
10. Gül yaprağı makrosu
11. Sinek, arı, böcek makroları
12. İstiklal caddesindeki tramvayın kırmızı kalıp etrafının siyah beyaz olması
13. Kitap ortasına yüzük koyup kalp şekli verilmesi
14. Denize karşı çekilen çay bardağı ve simit fotoğrafı
15. Sigara içen kızın elinde sigara ve üzerinde duman..
16. İçki şişeleri, özellikle bitmiş şarap şişesi..
17. Plajda çekilen ayak görüntüleri
18. Kedi, şelale fotoğrafları
19. Deniz kenarında bir masa, üzerinde rakı bardağı ve sigara paketi..
20. Turuncu gün batımı fotoğrafları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)