22 Temmuz 2013 Pazartesi

Aynadaki Sen





Bazen yaz ortasında bile içinin derinliklerinden bir üşüme geçiyor, silkiniyorsun.. Sanki bazı şeyleri unutturmak ve kendine gelmeni sağlamak için yapılan bir uyarı gibi.

İnsanlar delirmiş durumda, zaman garip bir zaman.. Bir hiçliğin içinde kaybolup gidiyoruz..

İçindeki boşluğa iyi gelecek tek şeyin bir kişi olduğunu düşünüyor olmak bile tuhaf. İşte o şekilde seviyorken insanlar birbirlerini, içteki hüzne sebep olan şeyin de bu kişi olduğunun farkına varmak devrelerin yanmasına sebep oluyor.

Halbuki geçinilip gidilse kardeş kardeş, sudan sohbetler mutlu etse, bir arada olunsa, okuduğun kitaplar zevk verse, farazi şeylerden bahsedilip havanın sıcak ya da soğuk olan durumu irdelense fena olmaz hani!
Basit şeyler yani.

Çay, simit ve aşk olsa!
Dost olsa..
Aynada kendini görebileceğin biri:
O da karanlıkta senin gibi..
Kendini kendim demeden seven
İçindeki kavganın gürültüsünü duyan
Bir yetmişliği yazıya deviren
Dışardan bakıldığında kedi, içinde kaplan olan..
İnandığı şeyleri savunurken çirkefleşmemek uğruna kontrol sistemini sürekli güncelleyen..
Susup da çok şey söyleyen, gülerken ağlayan.
Bakışıyla öldüren
Aynadaki sen!
İçinden çıkamadığın..
Çıkmaz denen şey
Çıkmasan ne olur!





2 Temmuz 2013 Salı

Kafayı yemeden önce




Şimdi size bir hikaye yazacağım, anlatıyor olmayı tercih ederdim, tepkileri en azından ifadelerinizden anlayabilmek için..
Kimini suratı asılır, kiminin uykusu gelir, kiminin gözleri kısılır, kiminin burnu kaşınabilir, yarıda bırakıp gidenler olabilir, hikayenin orta yerinde yorum yapanlar olabilir, küfredip tepki gösterilebilir ya da gülüp geçilebilir zaman zaman..

Dinleyerek anlamak her zaman için daha iyidir, hikayenin içine girilir hatta yaşanır hatta ölünür ki bu pek beklenmeyen bir şeydir, bu durumda üç rakamlı numara çevirilerek acil yardım alınabilir ya da helva yapılabilir.. Evet komik değil biliyorum çünkü konsantrasyonum dağıldı, az önce bir kaç saniye sonrasını tahmin ettim, kadının biri park etmeye çalışırken abuk sabuk bir manevrayla bordür taşını kıracak dedim ve kırdı, lanet olsun içimdeki sevgili müneccim kadına..

Tek hücreli bir zigot iken bu kadar komplike bir yaratığa dönüşmemiz ve ruhani duygularla bezenmemiz bir komplo teorisi olabilir..

Mesela şu anda bunları yazarken bulunduğum ortamın içinde olmamdan kaynaklanan düşünceler mi beni yazmaya itiyor yoksa bu ortam benim içimde olduğu için mi yazıyorum? Tüm bunları sorgularken kafam belediyenin önündeki fışkiyeyi kimin kırdığına takılarak gülümsüyorum ve evet aklımdan zorum olduğunu düşünüyorum.

Beynimin içindeki renkler, hikayeler, düşler, fikirler, sezgiler, hüzünler, şeytanlıklar tıpkı bir televizyon ekranının verdiği görüntü gibi yüzüme yansıdığında insanların beni izlemesinden çekiniyorum.

Aa haa.. şimdi de ampul patladı, bu bir işaret olmalı, anneme göre nazar çıktı bana göre güzel şeyler olacak..

Kimsenin arzu etmediği bir kıyımdan bahsedecek olursak bu tam da yaşadığımız şu günleri anlatmakla açıklanacaktır. Özgürlük mücadelesinin başlamasıyla bir nebze neler yapılabileceğinin sinyalleri dillerde dolaşırken ve bunu yaymak medyanın görevi iken penguenlerin direnişi gözler önüne sermek manidardır. Olsun..
Zamanında sadece inanç vardı şimdi çok daha fazlasına sahibiz, bu bizim ikinci kurtuluşumuz olacak olmasına da olan benim hikayeye oldu, kafamdan tamamen uçuverdi..
Ah be kadın demedim mi ben sana içimden o taşları kırarsın diye..

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Ne demek uygun düşerki bu duruma



Temmuzdu, yazdı, sıcaktı, kuşlar, kelebekler uçardı, üzerimizde hırkayla balkonda yazı yazılmazdı, hayat önümüze güzel şeyler çıkarırdı, gecenin sessizliğini derinden gelen bir melodi bozardı, kafalar kıyak, yürekler berrak, dostlar kucak açardı..
Sokaklar canlı, insanlar renkli, hayatlar cazdı, rockdı, danstı..
Plajlar dolar, kumlar yanardı.. Soğuk bira içilir, dondurma kuyruğunda beklenirdi..
Kahvaltı denize karşı yapılır, iyot kokusu burunları yakardı..
Sahil yürüyüşlerine çıkılır, erken yatılmazdı.Kitaplar dünyasına alırdı sıcağın altında, balık denizden çıkarılır mangala atılır, rakısız olmazdı. Karpuz sulu, kirazlar diri olurdu.
Bulutsuz sabahlara uyanılır, yıldızlı gecelere akılırdı..
Güneş iliklerine kadar yakardı..
Yazdı, aşktı..
Tuhaftı.. Tuhaftı işte..
Hırkayla balkonda yazı yazılmazdı!

5 Haziran 2013 Çarşamba

Occupy Gezi


Fotoğraf


Neler öğrendik ? 


1. Türk halkının çapulcu olduğunu..




2. Evlerinde kilitli tutulan %50'lik bir kesim olduğunu..


3. Gaza geldikçe büyüdüğümüzü..






4. Medya'nın bir ayar alması gerektiğini..




5. Türk gencinin ne kadar sevgi dolu ve duyarlı olduğunu..


6. Tencere-tavanin gücünü..


7. Biber gazının gençleştirdiğini..








8. Her durumdan mizah çıkaran müthiş kişiler olduğunu..





9. Bir uyanırsak bir daha uyumayacağımızı..






10. Söylediği şeylerle halkı galeyana getirip kaçan bir başbakanımız olduğunu..


11. Sırrı Süreyya Önder, Halit Ergenç, Cem Yılmaz, Levent Üzümcü, Şebnem Sönmez, Mehmet Ali Alabora, Sermiyan Midyat, İhsan Varol gibi isimlerin halkin gerçek akil adamlari olduğunu..

12. Bülent Arınç'ın ılımlı mesajları verirken iyi bir oyunculuk sergilediğini..


13. Türk gençliğinin halkın kahramanları olduğunu..


Fotoğraf: bizsiziz Görselin Türkiye'den bir kare olduğunu düşünerek yayınlandığını zannedenler, kendi saçma mantıklarında boğulmaktadır. Görsel elbette sembolleşmiş fotoğraflardan biridir." Kör olmayı seçenlere", mecburiyetten yayınlıyoruz yorumu.Fotoğraf Türkiye'den denilmedi ki zaten !!!PES


Cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en apolitik gençliğini zıvanadan çıkarabilmek, sokaklara dökmek hakikaten büyük maharet... Türk, Kürt, Ermeni, sağcı, solcu, alevi, sünni, galatasaraylı, fenerbahçeli, beşiktaşlı diye bölmeye çalışırken ne oldu? Voltran oldular gördün mü... Meselenin nesnesi "ağaç" ise de; tercümesi "ehhhh yetti artık" dır.


14. Hükümet kanadından kimsenin yaşanan trajik olayları üstlenip istifa etmediğini ve etmeyeceğini..


15. Çok değil bundan birkaç hafta önce birbirine giren futbol taraftarlarının birleşerek beraberliğin en güzel örneğini verdiğini..




16. Gencecik insanların hayatını kaybetmesinin tüm yürekleri yaktığını..


17. Başbakanın herşeyi yapabileceğini sanmasını..

18. Polisin çok yorulduğunu, günlerdir uyumadığını!! 




19. Yardımlaşmanın bizim göbek adımız olduğunu..


20. Bunu biliyorduk zaten ama iyice ortaya çıktı ki bu ülkede muhalefet diye bir şeyin olmadığını..

13 Mayıs 2013 Pazartesi

11 Mayıs 2013.. Unutma, unutturma!!




Aslında pek çok şey yazmak isterken ya-za-ma-yı-şım-dan dem vurarak yapacağım bu girizgahta aklımda yapmam gereken işler ve beni yazmaktan alıkoyamayan inatçı bünyem, suratımdaki bombalanmış Reyhanlı imgesinden öte gidemeyen bir ifadeyle birlikte ellerim titreyerek, ara ara gözlerim sulanarak, içimden ettiğim ağız dolusu küfürlerin yerini bulmasını umarak, içim yanarak, sanırım lafı da dolandırarak aktarmaya başladığım, gerçek olmasından rahatsız olduğum keşke rüya olsaydı da uyandığımızda her şey eski haline dönseydi dediğim, pek de haz etmediğim anneler gününü bile kutlamayı tercih edeceğim bir gün yaşadık..

11 Mayıs, en büyük terörist saldırının gerçekleştiği gün..

Önce kim yaptı meselesi ortaya atıldı, ne fark ederdi ki..Yüzlerce can gitmiş, insanlar perişan olmuş,kan dökülmüş, bu kanlar üzerinden yapılan siyaset kimin tiyniyetinde merak ediyorum ve lanet okuyorum..
Ardından gelen yayın yasağı memleketimdeki medyanın ne kadar güçsüz ve çaresiz olduğunu gözler önüne seriyor ve haber alma özgürlüğümüzün içine ediyor..Bu ülkenin çivisi çıktı deyince de tepki alınıyor!!
Ve akabinde gelen açıklamalar.. 'Bu saldırılar Suriye politikamıza yönelik değil, bölgede güçlenen, büyüyen Türkiye'ye yönelik saldırılardır'!!

İnanan inandı ve hayat devam etti, maçlarla, dizilerle, eğlence programlarıyla..
Bugün 13 Mayıs, birkaç yazı, sosyal medyada dolaşan birkaç fotoğraf ve yorumlardan başka hiç bir şey yok..

Vicdanı olan her insanın içini acıtacak bir kare bile tüm olayın özetini ortaya koyuyor.. 
Ne kadar zayıf ve kırılgan bağlarımız olduğunu bir kez daha anlıyoruz, umarsız koyun sürülerinden oluşmuş kitleden daha ne beklenebilir ki.. 

Pardon bugün hangi dizi vardı!! 




7 Mayıs 2013 Salı

Mutlu ol..





Kendi mutluluğunu gözetmeyi öğrenmek.. 
Az önce okudum yazının birinde bu cümleyi, döndüm tekrar okudum, kalktım soğuk bi su içtim, dolandım evin içinde, çamaşırları astım, bir daha okudum hiç bi halt anlamadım. Hala düşünüyorum kendi mutluluğunu gözetmeyi öğrenmek ne demek diye..

Ben, benim düşündüklerim, benim hayallerim, benim isteklerim, benim evim, benim işim, benim sevgilim, benim gardırobum, benim yazılarım, benim kitabım, benim yaptığım kek, benim saçım, benim kaşım, benim gözüm, ben.. ben.. ben.. 

Bunu mu öğrenmemiz gerekiyor acaba mutluluk için..
Gözetmek ne ya.. Ya da bunu öğrenmek.. Termodinamik dersi mi ki öğrenicez..
 Dilini bilmediğin bir ülkeye gidersin yol sormayı öğrenirsin, ilkokula başlarsın okumayı-yazmayı öğrenirsin, dar alanlarda manevra yapmayı, geri geri park etmeyi öğrenirsin, rakının yanında beyaz peynir ve kavunun iyi gittiğini, pilav yapmayı öğrenirsin mesela.. 
Hani birini kaybedersin yalnız kalmaya alışırsın. Acıya dayanmayı, acıyla yaşamayı öğrenmezsin, sadece alışırsın.. Neyse konuyu saptırmayayım.
Mutluluk öğrenilebilen bir şey midir? Mutluluğunu koruyabilir misin? Bunu nasıl gözetirsin, kimden, neyden saklarsın, arada yıkayıp temizler misin? Açıp havalandırır mısın? Yemek yedirir, ayran içirir misin? 
Allasen anlayan biri varsa beni de aydınlatsın yoksa gidip ayran içicem.. 

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Beni benimle bırak





Sakinim ben, ufak mırıltılarla hayallerden bahsediyorum, öyle yüksekte oturuyorsun ki beni duyabilmek için aşağıya eğilmek zorunda kalıyorsun ve biraz da küçülmek..
Soruların var, fırtına gibi.. Biraz sallanıyorum, güvertemden içeri giriyor dalgalar..Toparlanıyorum..
Beni bu yüzden tutuyorsun, sana direneyim diye..
Benim hayallerimin zerre kadar değeri yok, gerçeklerle çıkıyorsun karşıma, alıştırıyorsun, koparıyorsun dünyamdan..
Bilmiyorsun ki artık kurallar değişiyor hatta tamamen kalkıyor, nedendir bu ertelemek nedendir bu savaş..
Ne çok tuhaf şey oluyor dünyada, ayak uydurmak varken çarpışıyoruz..Seneler bizi eksiltiyor anlamıyoruz..
Adını bile koyamıyoruz bulunduğumuz durumun oysa bir ismi olmalı her şeyin..
Hayatta her şey bir kere olur, bir kez gülümser sana sokaktan geçen o kadın, o sıcaklık, o heyecan bir kez yaşanır ve her şey kaybolur sonra..
Anıları yeniden yaşama çabasıyla geçerken hayat, bir kerelik hikayeler içimizden geçer gider..
Ne zaman başladı bu hikaye ne zaman bitecek diye sorup sorgulamadan hemde..
Bencilsin.. Önemsediğin kavgalara karıştın, etrafını sorgulamaya gerek görmedin, kendi sıcaklığınla yandın, diğerleri soğuk iklimlerde dolaşırken..
Hadi şimdi beni hayallerimle bırak, sen istersen kavrul.. Beni dahil etme, bırak da başka fırtınalarda gerekirse boğulayım..