26 Şubat 2013 Salı
Aristoteles mantığı
Ünlü düşünür ve filozoflardan devam ediyoruz..
Yerin kulağı vardır, benim de kulağım vardır, o halde ben yer miyim: Yemem.. tarzında etrafı buz eden esprilerden yola çıkarak bütün insanlar ölümlüdür, ben de insanım, ben de ölümlüyüm ya da kuşlar uçar, uçaklar da uçar, bu durumda uçaklar kuştur gibi ve en bilineni olan hayat acıdır biber de acıdır a girmek bile istemiyorum artık bayılmak üzereyken..
Düz mantıkla anılan bu saçı sakalı birbirine karışmış Yunan feylesofu, insanların yaşamı kurcalamalarından ve merak etmelerinden kaynaklanan felsefe biliminin aslında bilim için olduğunu öne sürerek Platon'un öğrencisi olmanın hakkını vermiştir.
Mesela ben, insanın bu dönemde filozof falan olmasını gayet normal karşılarken, o dönemlerde bu adamlara nasıl bir dimağ veriyor ki Yaradan, bu kadar şeyi bugünümüze kadar taşıyabildiklerini buna rağmen halen anlamadığımız pek çok şey olduğunu aklım sırrım ermiyor bunca teknolojiye rağmen..
İnsanlar değişmez diyor, dünyada hiç bir şey değişmez diyor, her şey hareketsiz ve durağanmış.. Yok canım..
Her sene ritmik sayıyorum yukarı doğru, suratım kırışıyor, nereye değişmiyoruz!
Daha dün manav vardı sokağın ilerisinde, şimdi neden yok, yerinde yeller esiyor.. Telefonum değişti işte, al sana canlı örnek:)
Neyse lafı daha fazla uzatmadan konuyu kapatayım ve kendimi Aristo'ya havale edip zıbarayım..
19 Şubat 2013 Salı
Schopenhauer tadında hayat
(En artistik ve tek pozu)
Mutlu olmaya çalışmak yerine mutsuz olmamaya çalışın diyen bu huysuz ihtiyar tadındaki adam belki de metafizikle aşkı birleştirerek hepimizin kafasını karıştırmayı hedefliyordu. Ama nereden bilecekti ki yıllar sonra bile insanlar bu işin içinden çıkamayacaktı. Görmek istediği tablo bu olabilirdi, isteyip de ulaşmanın doyumsuzluğa, isteyip de ulaşamamanın acıya neden olacağını söylediğinde kötümser damgası vurulup öyle etiketlendi.
Uykuya daldığınız anların en mutlu, uyandığınız anların ise mutsuzluğundan dem vurup hayatın çekilmez halde olduğunu savundu. Doğru değil miydi?
Hele ki insanların riyakar, hilekar, düzenbaz, sahteci olduklarını gerçekte görmüş olsaydık dehşete kapılabilirdik diyerek hukuk, ahlak ve siyaset üzerine söylediği çarpıcı sözlerle hakikati kulağa fısıldayıp içimizdeki bir yerlere yerleştirmiştir. Bu yüzdendir kafayı yiyecek gibi olmamız..
Aslında ihtiyaç duyduğumuz şeylerin de bizi meşgul ettiği, bu sebepten boşluk duygusundan uzak yaşadığımızı belirterek can sıkıntılarımızın hiçlikten kaynaklandığını ne de güzel işlemiştir.
Biz insanoğlu gerçekleri duymak istemeyiz çoğu zaman.. Çünkü bu bizi rahatsız eder.. Bu sebeptendir bir kadının bir erkeğe -bana yalanlar söyle içinde sen olsun- demesi..
Gerçek, mutsuzluk kaynağıdır, sonucu ise hayatın akıp giden dinamizmi içerisinde yalnız kalmaktır.
Doğru söyle, yalnız öl..
Kimse istemiyor bunu, onun için yalanlar sarmış dört bir tarafımızı..
Schopenhauer (bunu söylemek de yazmakta en az nietzsche'yi yazmak ve söylemek kadar zor, biri birinin öğrencisi olması da bu bakımdan benzerliklerini ortaya koyuyor diyerek saçmalayayım da tam olsun) tadında hayat bu sebepten Polyanna tadındaki hayat yanında yenilgisini kamuoyuna sunuyor..
Sevgilerimle..
16 Şubat 2013 Cumartesi
Tuhaf korkularımız
Hayvan Mezarlığı, Altıncı His, The Others(Diğerleri) gibi
filmleri hatırlarsınız.. Gerim gerim gerilerek izlediğimiz hani..
Birkaç saat tırsaklıktan sonra geçer gider..
Peki ya hayatın içindeki korkularımız.. Özellikle bunların
garip olanları..
Mesela sokaktaki bir çöp kutusunun içinden fırlayan kedi
hoplatmaz mı sizi?
Sessizlikte çıt eden pet şişe..
Yüksek yerden bakınca aşağıya düşecek gibi olunması..
Sıcakta dondurma yerken eriyecek olması..
Sokakta yürürken kafaya saksı düşme olasılığı..
Topluluk içinde geğirecek ya da gaz çıkaracak gibi olmak
Şehir dışına çıkarken otobüsü, uçağı, treni kaçırmak..
Denizde yüzerken bilumum deniz canlısından birinin dokunması
olayı..
Bir bebeği kucağınıza aldığınızda üzerine kusacak gibi
olması..
Kabız olma korkusu..
Bir babanın çocuğuna ‘kardeş alalım mı sana’ demesi..
Böö!! dendiğinde yaşanan bir korku vardır ki evlere şenlik..
Kadının kocasına ‘bugün kim aradı biliyor musun’ diye
sorması..
Erkeğin gücüne, kadının kurnazlığına sahip olan
travestiler..
Damacanadan doldurulan suyun bardaktan taşması çekincesi..
Ve Serdar Ortaç’ın best of çıkarmaya karar vermesi.. Bu beni
korkudan delirtiyor yeminle:))
13 Şubat 2013 Çarşamba
Biraz da eğlenelim..
14 Şubat.. Sevgililer Günü ve siz yalnız mısınız?
Verilmiş sadakanız var o halde.. çünkü sevgiliniz böyle olabilirdi:
Ya da böyle:
Böyle de olabilir:
Buna ne dersiniz:
Dahası var:
Bitmez bunlar:
İyisimi oturun evinizde kitap okuyun..
Love Story, Sweet November gibi filmlerden de uzak durun..
Allah'ın sevgili kulu olduğunuzu da unutmayın:)
21 Ocak 2013 Pazartesi
Hayattaki Anlık Sevimsiz Nüanslar
Dün akşam sehpaya ayak serçe parmağımı çarptığımda düşündüm
ki ne çok olay var böyle küçük ama sevimsiz.. Dirseğinizi kapıya çarptığınızda
da aynı şeyi hissedersiniz..
Başınızı mutfak dolabına, dizinizi merdivene vurduğunuzdaki
acı da bunlara benzer.
Çoğu zaman hızlı ve sistemlidir hayatımız, basit mekanik
düşüncelerin akabinde basit mekanik hareketlerden oluşur.
Eve geldiğinizde
anahtarı bulursunuz ellerinizle ya çantanızda ya cebinizde, kapıyı açar girersiniz,
sonra kapatırsınız vesaire..
Sabahları aynı rutin işler, yüz yıkanır, giyinilir, çıkılır,
araba varsa çalıştırılır aynı robotik hareketlerle, yoksa otobüse binilir ve
hatta uyunur yolda giderken, ineceğiniz duraktan birkaç dakika önce gözler
açılır ve inilir. Kurulmuş sistematik robot işte..
Neyse gelelim sevimsiz şeylere, bir anda olup biten, can
sıkan, yaka silktiren..
Büyük umutlarla beklenilen filmin fiyaskosu mesela..
Çamaşır makinesine atılan çamaşırlardan birinin cebinde
peçete kalması ve çıktığında tüm çamaşırların üzerinde pek de kolay
temizlenmeyecek beyaz parçacıkların olması..
Merakla izlediğiniz televizyon programının en heyecanlı yerinde
elektriklerin kesilmesi ya da birinin kapıya gelmesi, telefon da çalabilir..
Para çekerken kartın ATM’de kalması..
Telefonla müşteri hizmetleri yetkilisine bir türlü
bağlanamamak, bant kayıtlarının oyuncağı olmak..
Beyaz leblebi yerken dişinizi kırmak..
Çorbanın içinden saç kılı, taş, sinek gibi bilumum mide
bulandırıcı şeylerin çıkması..
Şehirler arası yolculuktasınız, mola verilen yerde
tuvaletlerin dolu olması, pis olması ve tuvalet kağıdının bulunmaması..
Tatil planınızı yapmışken izin alınamayan iş yerinde
çalışıyor olmak..
Dr. House dizisinin finalini izlemek.. Ömür boyu sürse
mesela..
Çok para vererek aldığınız yeni ayakkabının ayağınızı
vurması..
Yorganı nevresime tek başına geçirmeye çalışmak.. Istırap
yeminle..
Yanına fotoğraf makinesini almadığın zamanlarda ne
manzaralar görmek..
Üç yumurta bir buçuk bardak şeker, bir bardak yoğurt, yağ ve
aldığı kadar unla çırptığın kekin son anda içine atacağın kabartma tozunu evde bulamamak..
Elektrik süpürgesi, çamaşır yada bulaşık makinesinin bir
anda bozulması, banyodayken suların kesilmesi, gece çalan telefon sesi, hayallerin
gerçekleştikten sonra sıradan bir hal alması, hapşururken dilini ısırmak,
hıçkırığın bir türlü kesilmemesi, okuduğunuz kitaptaki kahramanın ölmesi,
beklenilen otobüsün yarım saat gelmemesi, uçağın rötarlı kalkması, ülkede hiçbir
şeyin yolunda gitmemesi ve tüm bunları yavaştan sindire sindire alıştırmaya
çalışan devlet yönetimi gibi gibi..
Kafam attı yine benden bu kadar..
14 Ocak 2013 Pazartesi
Mutsuz Olma Sanatı
Dipteyim, sondayım, depresyondayım şarkısı dinlenir..
Olmayacak duaya amin denir..
Ruhani bağışıklık sistemi düşürülür..
Aşık olunur..
Mutsuz biriyle sohbet edilerek empati yapılır..
Kredi kartından gereksiz harcamalar yapılır..
Faturalar biriktirilir
Tv'de sabah programları izlenir..
Akşamdan gözdeki rimeller silinmeden uyunur, sabah kalktığında karanlık göz altları olası bir mutsuzluğun kaynağıdır zaten..
Evde çikolata tutulmaz..
Bu hayatın üç boyutu full eyç disi varken tek boyutta kalınır..
Dünya üç günlük, hayat çok kısa, ölüm gerçek diye akla yazılır..
Asla alamayacağın ayakkabıya vitrinde uzun uzun bakılır..
Tuttuğun takım şampiyon olacak diye iddiaya girilir..
Telefon, bilgisayar kapatılır..
Evde boş boş oturulur..
3 Ocak 2013 Perşembe
Ortaya karışık..
Değişmeyen; Hala ağladığımda gözlerim, burnum şişer.
Eskimeyen; Metallica albümlerim
Sevilmeyen; Ankara havası
Küfredilen; Yalancı şerefsizler, aldatan danalar, anlamayan öküzler
Tapılan; Adam gibi bir delikanlı, şirin mi şirin bir kız çocuğu
Affedilen; Kendim
Affedilmeyen; Cahillik
Özür; Kendime yaptığım her kötü şeyden dolayı kendimden özür diliyorum.
Mesela; Gideceksin buradan mesela.. Dönmeyeceksin.
Dinlenen; Beethoven 5. senfonisi dinlenir ve dinlenilir.
Yenilen; Bitter çikolata, yemezsem adam değilim.
İçilen; Susuz kalmasın kimse.
Bakılan; Yeni bir koltuk takımı
Değiştirilen; Telefonun zil sesi melodisi
Alınan; Ekmek ve gazete
Öğrenilen; Mutluluğun kapı çalmadığı, senin onu içeri aldığın..
Çizilen; Kedi, bebek ve top resimleri
Yapılan; Kremalı mantar çorbası
İzlenen; Mecburen çizgi filmler
Okunan; Ooo hangi birini söylesem
Saklanan; Kesme şeker ve sakızlar
Çekilen; Boy boy fotolar
Çekilmeyen; Tv dizileri
Yazılan; Yazılacak tabi zaman zaman hatta her zaman
Korkulan; İftiralar ve küçük böcekler
Öpülen; Minnacık ayaklar ..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



