20 Eylül 2012 Perşembe

Tatil tatil deyip geçme!



Yazın sonları..
Aslında çoktan sonbaharı karşıladık ama süregelen sıcak havalardan dolayı hala yazın keyfini sürüyoruz. Bundan sonrası dökülen yapraklar, yağan yağmurlar, akşamları ve sabahları havanın buz kesmesi, turşu mevsimi, kışa hazırlık..
Dolaplar, çekmeceler ayarlandı, yağmurluklar, şemsiyeler çıkarıldı.
Evlerde oturulup bitki çayları içme mevsimi geldi artık.

Ama benim gibi yazdan çıkmaya pek alışamayan insanlar varsa eğer onlar için birkaç tavsiyem olacak.

Hazır güneşli günler hala kendini gösteriyorken hafta sonu kaçamakları yapmanın tam sırası.
Böylelikle kavurucu sıcaktan bunalmadan zamanınızı güneşlenerek ve uyuyarak geçirirsiniz.

Yaz boyunca ailenizle çoluk çocuğunuzla beraber oldunuz zaten.
Şimdi herkes işinde gücünde okulunda.. Ee hadi o zaman kız kıza tatile çıkmaya. Hem ne olur ki birkaç günlüğüne her şeyi bıraksanız..
Kıskançlık kavgaları olmadan, her şey sizin..
Eşiniz ya da sevgilinizin etrafa attığı çapkın bakışlardan uzak, kafam rahat misali gel keyfim gel durumları..
Bikinileri rafa kaldırmadan önce son bir kez üzerinde görme hazzı..
Akşamüstü serinliğinde kahve keyfi..
Kitabını alıp rahatça okuyabilme zamanları..
Ve tüm bunları daha ucuza yapabilme rahatlığı..
Haydi tatile! 

11 Eylül 2012 Salı

Hoop dur bakalım, sen 40 yaşındasın!



Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 40 yaş kadınının bir ağırlığı var. Ee öyle de olmalı zaten, yaşayan bilir..
Artık stil sahibisindir, kendine duyduğun güven üst noktalara ulaşmıştır, çevrendekileri iyi tanırsın, duygusal dönemleri atlatmış daha mantıklı olduğun zamana adım atmışsındır. Saçların biraz daha geç uzuyordur, teninin o parlak hali kalmamıştır, yüzdeki kırışıklıkları ve tembel bağırsak sendromunu hiç söylemiyorum bile.. 
Aslında kendi kendine yinelediğin artık 40 yaşındayım söylemlerine rağmen bir başkası sana bunu söylediğinde bozulursun.
Birkaç sene içinde yakın gözlüğü takacaksındır.
Tv dizilerine merakın artmıştır, bulmaca çözmeye başlarsın..
Bu yaşın bir ağırlığı var dedik ya;
Tüm gün tırnak törpüleyerek tembellik yapamazsın mesela..
Bir İtalyan erkeğinin diri vücuduyla ve kaslarıyla ilgilenmezsin
Önceden plan yaparsın, gidilecek yerler, alınacak şeyler listelenir
Yataktan kalktığın gibi pijamalarla ve dağınık saçlarla dolaşmazsın
Serdar Ortaç şarkılarıyla hoplayıp coşmazsın
Dondurma ve pizza yemeden önce birkaç kere düşünürsün
Saçına rengarenk bandanalar, tokalar, şapkalar takmazsın
Fırtınada yastığına sarılarak titreye titreye uyumazsın
Korku filmleri saçma, aşk filmleri gereksiz gelir
Bir erkeğin peşinden koşup onu elde etme stratejilerini çoktan bırakmışsındır
Harbi içer, iyi sevişirsin
Annenin sözünü de dinlersin..

10 Eylül 2012 Pazartesi

CARMEN HAREMDE




Hepimiz biliriz bir sigara fabrikasında işçi olarak çalışan çok güzel ve ateşli haliyle baş döndüren Çingene kız Carmen’in bol ihtiraslı entrika dolu aşk hikayesini. Kıskanç aşığı tarafından öldürülmüştür hikayenin sonunda.
Genç, sempatik, süsüne püsüne düşkün, çiçeklerle bezeli elbiseleriyle kahkahalar atan, her duruma ayak uydurabilecek kadar da zekidir aslında Endülüs çingenesi..
Bale, opera ve sinemada ölümsüzleşmiş, nesilden nesile aktarılmış bir eserdir ama yaşayan bir efsane gibidir Carmen.
Ve şimdi bizim topraklarımızda..
Raşel Rakella Asal’ın kalemiyle yeniden kurgulanan bu büyük eser bizi haremin gizlerine götürüyor. Bir o kadar kendimizden, bir o kadar içten davranışlarıyla gönlümüze taht kuruyor İspanyol çingenesi. Büyük bir konaktan padişahın haremine kadar uzanan macerasında pek çok entrikayı da beraberinde getiriyor. Ve belki de hayatının en mutlu günlerini orada geçiriyor, padişahın has kadını olarak..
Emrinde hizmetçiler, etrafında cariyeler..
Danslı eğlenceler ve içinde yaşattığı dans sevdasıyla herkesi büyülüyor haremde.  
Ama her güzel şey gibi bu da kısa sürüyor.
Carmen’in tutkusu romana da geçiyor, belli ki yazar onu derinlerde hissediyor. Aynı zamanda müthiş bir araştırmanın ve emeğin sonucu olarak elden bırakılmayacak bir sürükleyicilik ön plana çıkıyor.
Bu kitap tuhaf bir huzur içinde bir çırpıda okunup bitirilebiliyor, sonunda içe akan iki damla gözyaşıyla beraber.
İlk kez Merimee’ den okuduğum Carmen romanında yazarın hem anlatıcı hem olayın içinde kendini bulması yani roman kahramanından biri olmasıyla duygusal boyuttan nesnelliğe kadar ilerleyen bir kurgunun içine çekilmiştim. Entrika, tutku, gurur ve intikam duygularını birebir hissetmiş, sonrasında bir idol olarak almıştım bu karakteri.
Bir Çingeneydi, hırslıydı, özgürdü, dik başlıydı, çok ama çok güzeldi..
Yıllar sonra onu tekrar kitap sayfalarında görmek muhteşemdi.
Teşekkürler Raşel Rakella Asal..
Emeğine, yüreğine sağlık..

16 Temmuz 2012 Pazartesi

İŞ ARAMANIN TRAJİKOMİK ÖYKÜSÜ





Saçmalamanın yaşı yok, kuralı yok, izin alma derdi yok, sebebi de yok ama sonucu olabilir. Saçmalayan da onu göze alır zaten.

Armut piş ağzıma düş beklentisinden uzaklaşmak, vizyon oluşturmak, çevre edinmek, para kazanmak, dünyayı değiştirmek, ben de varım diyebilmek uğruna çıkılan yolculuğun bu denli virajlı olduğu ve bu dönemeçler için biraz yaşlı olduğumu kabul etmeyecek kadar inatçı hallerimle her türlü eylemin içinde buluyordum kendimi..

Bir ilki vardı tabi, internetten ilan aramak, özgeçmiş oluşturup kafa vurmak. Bu durumda sayısal loto oynamak daha yararlı gibi görünüyordu ama serde keçilik var ya misyonumuz bla bla bla diye başlayan ve sonrasında süslü cümlelerle ayrıntıları yazan şirketlerin yarısının tüm bunları umursamadıklarına ekmek çarpsın ki bire bir şahit oldum.

Yeni bir iş, yeni bir hayat sizi bekliyor, tüm birikimlerinizi hayata dökmenin tam zamanı, vizyonunuzu eyleme dönüştürüp aradığınız imkanlara kavuşmaya ne dersiniz, haydi uyanın rüyadan, tanışın gerçek hayatla, kurtulun boş vakitlerden, paranız gücünüz olsun diye üçüncü sınıf otel reklam sloganı gibi iş ilanı veren bir işverenin ne derece sıyrık olduğunu da görmeden anlayabiliyorsunuz..

Birkaç seferden sonra da nasılsa olmayacak diye gidilen iş görüşmeleri de gayri ciddi diyaloglara dönüşüyor, umut yerini salla gitsin e bırakıyor. Daha sonrasında ise seveceğin, mutlu olacağın, bildiğin, tecrübe kazandığın işi aramayı bırakıp ne olursa olsun yaparım abi tripleriyle özgeçmişini gönderivermiş oluyorsun. Netice itibariyle bir mülakatın ortasında buluyorsun kendini:
-         Demek kütüphanede çalıştınız? Çok kitap okudunuz mu peki?
-         Ben o safhayı geçtim, kitap yazıyorum artık!!
Bu sorudan sonra kopmuştum zaten, her ne derse dalga geçecek, oradan çıkabilmek için deprem olmasını beklemeyecektim.

Bir başka görüşme öncesinde doldurduğum iş başvuru formunu incelerken alındım patronun odasına. Buyurun denildi, gayet kibar karşılanıldı ama nedense formda doldurduğum ‘en çok hangi gazeteleri okuyorsunuz’ sorusunun cevabına takıldı. Adam Mardinli, ‘Sözcü mü, Aydınlık mı, Yeniçağ mı diye sorup duruyor. Evet diyorum, bu arada ülkenin geldiği durumdan, Cumhuriyetten, Laiklikten, Kemalizmden demler vurarak daha da damarına basıyorum. İçimden de adama okkalı bir hass..ktir demek geçiyor ama cillop gibi giyinip gitmişim, kalıbıma yakıştıramıyorum.

Diğer bir görüşme öncesinde sekreter hatunun kapalı ortamda sigara içmesi bahane edilerek mekan acilen terk ediliyor, bununla da kalmayıp ertesi gün tekrar arayan patrona kaçış sebebimin içilen sigara olduğu yemeden içmeden ispiyon ediliveriyor.

Sonuç itibariyle kızımın okulunda ‘annem işe gidiyor’ diyen diğer çocukların yanında; kızımın öğretmenine verdiği cevap aynen şöyle:
‘Annem iş görüşmesine gidiyor!!’
Ee iş aramak da bir iştir, nihayetinde.. 

6 Mayıs 2012 Pazar

seviyorr.. sevmiyorr..


Bir rüya olsa her şey ve biz gerçeğe uyansak


Zifiri karanlık bir akşamda, yalnızlığımın üzerinde beliren parlak bir ışık olarak girmişti hayatıma. Ta ilk günden hissetmiştim yüreğimin derinliklerinde sevdanın o tuhaf büyüsünü. Ama imkansızlık o kadar işlemişti ki içime, hayal etmenin ötesinde yapacağım bir şey yoktu ona dair. Geçmişi bilmezken, oralarda bir yerlerde tanıdık gelen bir geçmişimiz vardı sanki. Her an, her şeyi hissediyor, birbirimizi bu kadar yakından tanıyor olmamız tesadüften öte gibi geliyordu. Dünümde yarınımda, her zaman her yerde yanı başımdaymış gibi hissederken, bu kadar yakınken bu kadar uzak olması, elimi attığımda dokunamamam, yüzünü görememem acı veriyordu fazlasıyla. Gözyaşlarım hasretine esir olurken, yüreğim varlığından dolayı mutlu oluyordu. Yaşadığını biliyor, beni sevdiğini biliyor, sevgimi hissettiğini biliyor ve ancak bunlarla avunuyordum. Asla bir araya gelemeyecek gibiydik, asla aynı mekanı paylaşamayacak gibi.. Bir görünüyordu, doyamadan kayboluyordu gözümün önünden, asırlarca yanımda olsa da doyamazdım zaten. Uzanıyorum, yaklaşıyor, sonra bulut olup karışıyordu gökyüzüne.

Ben ki, savaşın ortasında kalmış düşman bir esir kadın, o ki kahraman bir asker. Kendi yurdunun topraklarında bulmuş beni, çaresiz, yalnız ve hüzünlüyken. Çekip vursa her ikimiz için de hayırlı olacak ama yakıştıramamış kendine, düşman da olsa bir kadınım sonuçta. Sığınmışım ona. Dokunamamış ve kalmışız çatışmanın ortasında. Etrafta top, tüfek sesleri, kan kokusu, içler acısı, yürekten kopan parçalar gibi her şey..

Ben ki bir celladın karısı, o ise bir deli oğlan. Nasıl olacak? Gece yarısı ağlarken görmüş beni, kanayan yarama derman olmak istemiş. Mümkün mü beni ona bırakmaları, mümkün mü kellemizin uçmaması, uzaktan bir görünüp bir kaybolmuş, yanı başında sonsuzluk kadar uzak olmuş hepsi..

Ben ki peri padişahının kızı, o ki sefere çıkan yenilmez şövalye. Ayırmışlar bizi, uzak diyarlara gidecekmiş şövalye, başına neler gelecek belli değil, yıllarca yasını tutacak peri padişahının kızı, sarayı hüzün kaplayacak, uyuyacak belki de sonsuza kadar, tüm yaşama, yaşananlara gözlerini kapatacak, şövalye ise çarpışacak,  güçlüklere göğüs gerecek, her defasında saraya dönmek isteyecek ve böylece yıllar geçecek, ayrılık tüm hücrelerine işleyecek, umutla kavuşmayı beklerken acıyla dolacak yürekler..

Ben ki yaşlı, çocuklu bir kadın, o ki gencecik delikanlı. Ama gönül bu ya, konmuş, yerleşmiş bünyesine. Sindirememiş önce kendine, fazla gelmiş, sığdıramamış. Yapamam demiş, onun hayatını zindan edemem, önünde uzun yılları var, yuva kuracak, yaşıtlarıyla tanışacak, onlarla birlikte olacak, hem nasıl açıklasın beni tanıdıklarına, nasıl anlatsın, yüreğine kördüğüm atarak uzaklaşmış. Yapması gerekeni yapmak kolay olmamış..

Sırılsıklam ter içinde uyanmışım sabaha, yanımda huzurla yatan sevdiğim, tüm gece boyunca ulaşamadığım, imkansızlıklar içinde kavuşamadığım, dokunamadığım, yasak elma tadında sevgilim ve bir geceyi bir ömür gibi geçirdiğim acıtan, hüzünlendiren, ağlatan, parçalayan koca bir hayat..
Kabusumdaki hayat..
Ve ben gerçeğe uyanarak sıkı sıkı sarılıyorum şövalyeme, kahraman askerime, delikanlıma, her şeyime..